Tekrarlayan İlişkiler

Neden Hep Yanlış İnsanlara Aşık Oluyorum?

Pek çok kişi, benzer hayal kırıklıklarını yaşadıktan sonra kendine bu soruyu sorar: “Neden hep yanlış insanlara aşık oluyorum?” Partner değişse de ilişkinin sonunda geriye kalan duygu çoğu zaman aynı kalır.

Belki de aynı insanlara değil, aynı hikâyeye âşık oluyorsunuzdur. Belki de yanlış insanlara aşık olmak, kaderin değil, tanıdık bir örüntünün sonucudur.

“Bunu daha önce de yaşamıştım.”

Bazı cümleler yalnızca bir ilişkinin ardından söylenmez; insanın kendi yaşam öyküsüne dönüşür. Partner değişir, şehir değişir, yaş ilerler, hayat bambaşka bir yöne akar; ama ilişkinin sonunda geriye kalan duygu şaşırtıcı biçimde aynı kalır.

Yeterince görülmediğinizi yeniden hissedersiniz. Çok seven taraf yine siz olursunuz. Bekleyen, anlayan, vazgeçemeyen kişi yine siz olursunuz.

Ve bir gün, belki üçüncü ya da dördüncü kez, aynı soruyu kendinize sorarken bulursunuz: “Ben neden hep yanlış insanlara âşık oluyorum?”

Bu sorunun içinde gizli bir varsayım vardır: Sorunun kaynağı hep dışarıdadır sanki. Yanlış insanlar karşımıza çıkıyordur, biz de talihsiz seçimler yapıyoruzdur diye düşünürüz.

Oysa bazen asıl soru bambaşkadır: Gerçekten aynı insanlara mı âşık oluyoruz, yoksa aynı ilişkiyi farklı insanlarla mı yaşamaya çalışıyoruz? İki soru arasındaki fark ilk bakışta küçük görünebilir; ancak insanın kendini anlamaya başladığı yer çoğu zaman tam da burasıdır.

Yanlış İnsanlara Aşık Olmak Bir Tesadüf müdür?

Birine neden âşık oluruz? Zekâsına mı, gülüşüne mi, ses tonuna mı, yoksa bize gösterdiği ilgiye mi? Elbette bunların hepsi etkili olabilir. Fakat yıllardır psikoterapi odasında tekrar tekrar karşılaştığım bir gerçek var: insan bir başkasına yalnızca onun özellikleri nedeniyle bağlanmaz; o kişide kendini, geçmişini, özlemlerini ve çoğu zaman farkında olmadığı yaralarını da bulur.

Bu yüzden aşk, yalnızca iki insanın karşılaşması değildir. Aynı zamanda geçmiş ile bugünün, umut ile korkunun, ihtiyaç ile kaybın da karşılaşmasıdır.

Bizi birine çeken şey bazen onun kim olduğu değil, onun yanında kim olduğumuzdur. Onun yanında kendimizi daha değerli, daha görünür, daha tamamlanmış hissedebiliriz. Ya da tam tersine, çocukluğumuzdan beri tanıdığımız bir eksikliği yeniden yaşamaya başlarız.

İşte bu yüzden bazı ilişkiler daha ilk günlerden itibaren açıklaması zor bir yoğunluk taşır. Sanki o kişiyi yıllardır tanıyormuşuz gibi hissederiz; onun bizi tamamlayacağına, içimizde uzun zamandır taşıdığımız boşluğu dolduracağına inanırız.

Psikolojik açıdan bakıldığında bu yoğun hisler her zaman “doğru kişiyi bulduğumuz” anlamına gelmez. Bazen yalnızca çok tanıdık bir duyguyla yeniden karşılaşırız — ve bu tanıdıklık, yanlış insanlara aşık olmak döngüsünün tam da merkezinde yer alır.

[Görsel 1 buraya eklenebilir]

Tanıdık Olan Her Zaman Güvenli Değildir

Hayatımız boyunca güvenli olanı aradığımızı düşünürüz. Oysa insan zihni çoğu zaman güvenli olanı değil, tanıdık olanı seçer; çünkü tanıdıklık, belirsizlikten daha az kaygı yaratır.

Bu tanıdıklık her zaman mutlu anılardan oluşmaz. Kimi zaman çocukken sürekli eleştirildiğimiz evin atmosferidir. Kimi zaman sevgiyi kazanmak için çabalamak zorunda kaldığımız ilişki biçimidir. Kimi zaman da duygularımızın görülmediği, ihtiyaçlarımızı dile getirmenin ayıp ya da tehlikeli sayıldığı bir aile ortamıdır.

Çocuk için bunlar “yanlış” değildir; çocuk bunları normal kabul eder, çünkü başka bir ilişki biçimi tanımaz. Yıllar sonra yetişkin olduğunda artık o evde yaşamıyor olabilir, ama o evin dili sessizce onunla birlikte yaşamaya devam edebilir: yakınlığı nasıl kuracağını, sevgiyi nasıl anlayacağını, reddedilmeyi nasıl yorumlayacağını, bir ilişkide neyi hak ettiğine nasıl inanacağını — farkında olmadan o ilk ilişkiler öğretmiştir.

İnsan bazen çocukluğunu geride bırakır; ama çocukluğunda öğrendiği ilişki biçimlerini geride bırakmak çok daha zordur. Psikanalitik literatürde bu eğilim “tekrarlama zorlantısı” olarak adlandırılır; konuyla ilgilenenler Psikeart Dergisi’nin kavrama ayırdığı yazıyı inceleyebilir.

Bu Yazı Ne Hakkında?

Bu yazı, “yanlış insanları seçen” kişileri suçlamak ya da hazır ilişki reçeteleri sunmak için yazılmadı; çünkü insan ilişkileri birkaç öneriyle çözülebilecek kadar basit değildir.

Birlikte şu soruların peşinden gideceğiz:

  • Neden bazı insanlar bize açıklayamadığımız kadar tanıdık gelir?
  • Çocuklukta öğrendiğimiz sevgi biçimi yetişkinlikte nasıl yeniden ortaya çıkar?
  • Neden bazı ilişkiler daha en başından bizi derinden sarsar?
  • Güçlü çekim gerçekten aşkın işareti midir?
  • Aynı ilişkiyi farklı insanlarla yaşamak mümkün müdür?
  • Ve en önemlisi: yanlış insanlara aşık olmak döngüsü değişebilir mi?

Bu soruların tek ve kesin cevapları yoktur, çünkü her insanın hikâyesi kendine özgüdür. Yine de doğru sorularla karşılaşmak, yıllardır aynı döngünün içinde neden dolaştığımızı anlamaya başlamanın ilk adımı olabilir.

Belki de yazının sonunda kendinize şu soruyu yeniden soracaksınız: “Ben gerçekten yanlış insanlara mı âşık oluyorum, yoksa bana tanıdık gelen bir hikâyeyi yeniden mi yaşamaya çalışıyorum?”

[Görsel 2 buraya eklenebilir]

Çocukluk Geçmez; İlişkilerin İçinde Konuşmaya Devam Eder

Hiçbirimiz bir ilişkiye sıfırdan başlamayız. Birini tanıdığımızda yanımızda yalnızca bugünkü hâlimizi götürmeyiz; farkında olmadan çocukluğumuzu, ilk hayal kırıklıklarımızı, sevilme biçimimizi, korkularımızı ve yakınlıkla ilgili öğrendiklerimizi de götürürüz.

İnsan yalnızca anılarıyla yaşamaz; ilişki kurma biçimiyle de yaşar. Bunu çoğu zaman fark etmeyiz — yeni tanıştığımız kişinin eski yaşamımızla hiçbir ilgisi olmadığını düşünürüz. Oysa bizi ona çeken şey bazen bugüne değil, çok daha eski bir duyguya aittir.

Belki ilk kez yaşanmıyordur bu duygu. Yalnızca yeniden yaşanıyordur.

Bu döngüyü fark etmek, kendinizi suçlamak için değil, anlamak için bir başlangıçtır. Yanlış insanlara aşık olmak örüntüsünün kökenini terapi sürecinde birlikte incelemek, aynı hikâyeyi bir kez daha yaşamak yerine ondan özgürleşmenin ilk adımı olabilir. Bu konuyu birebir konuşmak isterseniz bireysel terapi seanslarım hakkında bilgi alabilir ya da doğrudan randevu talebinde bulunabilirsiniz.

Similar Posts

  • Kontrol Yanılgısı

    İnsan, çoğu zaman en fazla hükmedemediği şey üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışır. Bu çabanın altında çoğunlukla aynı şey yatar: kontrol ihtiyacı. Saint-Exupéry’nin Küçük Prens‘inde kral, küçücük ve neredeyse bomboş bir gezegende oturur. Hükmedebileceği gerçek bir alan yoktur; buna rağmen kendisini mutlak bir hükümdar olarak konumlandırır. Emirlerini, zaten gerçekleşecek olan şeylere göre verir. Güneşin batmasını emreder; fakat…

  • Bittiğini Bildiğim Bir İlişkiyi Neden Bırakamıyorum?

    İlişkiyi Bırakamamak: Bittiğini Bildiğim Bir İlişkiden Neden Ayrılamıyorum? İlişkiyi bırakamamak, çoğu zaman karşımızdaki kişiye duyduğumuz sevginin gücüyle açıklanamaz. Bazen bir ilişkinin bittiğini zihinsel olarak çoktan biliriz. Karşımızdaki kişinin değişmeyeceğini, aynı döngülerin tekrarlandığını, ilişkinin bize artık iyi gelmediğini görürüz. Hatta neden ayrılmamız gerektiğini oldukça açık biçimde ifade edebiliriz. Buna rağmen gidemeyiz. Ya da gideriz ama zihinsel…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir